Meşguliyetin halkla ilişkileri çok kuvvetli.
Başka bir şeyle bu kadar fazla kafa yaptığında çevren endişelenir; meşguliyetle yaptığındaysa seni tebrik eder.
Peki gerçekten işimiz mi var, yoksa “durmamak için” kendimize sürekli yeni işler mi çıkarıyoruz?
Selam, bunu okuyan ve “meşguliyet ile kafa yapmaktan” geri duramayan.
N’aber?
😎
Biri bana sorar: “Bir kahve mi içsek?”
“Bu ara çok yoğunum,” derim.
Karşımdaki başını saygıyla sallar.
Hoooppp…Özgürüm. İstediğim gibi kendi kendime takılmanın kafasını yaşayabilirim. 🙂
Bunlar çağımızın madalyaları gibi göğüste taşıdığımız, gerektiğinde kullandığımız joker haklarımız. Kimse bana “Biraz azaltmayı düşündün mü?” diye sormaz.
Aksine… “Sen de her şeye nasıl yetişiyorsun?”
yetişemedim… 🙄
Ama dışarıdan bayağı ikna edici görünüyor olabilirim.
💥 Bir itirafla başlayayım
Ben kendime iş çıkarmakta gerçekten çok yetenekli olanlardanım.
Hani şu; “Biraz oturayım” diye oturup masanın üzerindeki bardağı gören… Onu mutfağa götüreyim derken kendini mutfak dolaplarını çamaşır suyuyla temizlerken bulanlardan.
Mutfak tezgâhını silerken köpeklerin su kabının azaldığını fark eden, suyu doldururken mutfakta bir şeyin bitmek üzere olduğunu hatırlayan, onu alışveriş listesine yazmak için telefonu eline alan, telefon elindeyken mesajlara bakan, mesajlardan biriyle, yapması gerektiğine inandığı başka bir işe koyulan…
Bir süre sonra evin ortasında, başlangıçta neden ayağa kalktığını bile hatırlamadan dolaşan ve “Biraz oturayım” diye çıktığı bu yolda asla oturamayanlardanım.
Okurken bile yoruldun belki. Ama içinden “BEN DEEEE!” dedin.
Doğru mu?
👉 “Şunu da aradan çıkarayım”
Bu cümlenin son derece masum bir görüntüsü var, kabul edelim.
Üstelik;
✨ Sorumluluk sahibi.
✨ Becerikli.
✨ İş bitirici.
✨ Pratik.
✨ Olgun.
Sorun şu ki aslında hiçbir şey gerçekten aradan çıkmıyor. Asıl iş hâline geliyor. Tam o ‘bir şeyi’ aradan çıkarıyorsun, yerine iki şey daha giriyor. Onları çıkarıyorsun, arkadan on tanesi el sallıyor.
Haydi gel, birlikte bir gerçeği kabul edelim mi?
“YAPILACAKLAR LİSTESİ BİTİRİLMEK, SIFIRLANMAK İÇİN HAZIRLANMIŞ BİR LİSTE DEĞİL.”
Adeta kendi soyunu devam ettirmeye çalışan canlı bir organizma gibi. Sen bir maddeyi siliyorsun. O gece gizlice çiftleşip çoğalıyor. Sabah kalktığında listede yedi yeni madde var. Üstelik bazılarının oraya nasıl geldiğine dair hiçbir fikrin yok.
“Buzdolabının içini düzenle.”
Neden? Kim talep etti bunu? Hangi kurul acil olduğuna karar verdi?
Ama madem aklıma geldi… Şunu da aradan çıkarayım.
🤔 Gerçekten çok işimiz var
Burada meşguliyetin tamamını şeytanlaştırmak istemiyorum. Çünkü gerçekten çok işimiz var. Çalışıyoruz. Evle ilgileniyoruz. Çocuklara, tüylü ev arkadaşlarına, ilişkilere, ailelere, mesajlara, faturalara ve bazen nereden çıktığını anlayamadığımız yeni sorumluluklara yetişiyoruz.
Hayatın ciddi bir lojistik tarafı var. Çamaşırlar kendi kendini asmıyor. Faturalar, onlarla göz teması kurmadığımız için ortadan kaybolmuyor. Birinin gerçekten aranması gerekiyor. Bir işin gerçekten bugün bitmesi gerekiyor.
Biliyorum. Ben de buradayım.
Mesele hiçbir şey yapmamak değil. Bunu söylesem önce benim ev halkı itiraz eder. İsyan çıkar. 🙂
🗯️ Mesele belki de şu:
Bazen gerçekten yapılması gerektiği için bir şey yapıyorum.
Bazen de durmamak için yapılması gereken bir şey buluyorum.
İTİRAAAAF!
Ve bunları birbirinden ayırmak her zaman kolay olmuyor. Çünkü ikincisi de son derece mantıklı görünüyor.
Meşguliyetin en güzel tarafı ne?
Meşguliyet sana nasıl olduğunu sormaz, sordurmaz. Sadece sırada ne olduğunu söyler.
✨ Mesajı cevapla.
✨ Dosyayı gönder.
✨ Markete uğra.
✨ Evi toparla.
✨ Birini ara.
✨ Bir şey üret.
✨ Bir şeyi düzelt.
Bir sonraki hamle belli olduğunda kendinle ne konuşacağını düşünmek zorunda kalmazsın. Ne hissettiğini bilmesen de olur. Neye ihtiyacın olduğunu bilmiyorsan sorun değil.
“Bir şeye kırgın mısın?”
Bunu daha sonra düşünürüz.
“Yoruldun mu?”
Şu işi bitirdikten sonra bakarız.
“Bir şeyi artık istemiyor musun?”
Şimdi sırası değil. Önümüzde son derece acil bir çamaşır sepeti var.
Meşguliyet bazen insanın kendisiyle arasına koyabileceği son derece kullanışlı ve toplumsal olarak onaylı bir perde.
Kimse de perdeyi çektiğin için sana kızmıyor. Çünkü dışarıdan bakıldığında hayatını harika yönetiyor gibisin. Belki içeride yavaş yavaş hayatından çıkıyorsun ama e-postalarının tamamı cevaplanmış. Daha ne olsun?
Boşluk ortaya çıktığında bazı şeyler daha görünür olur
Bazen günün içinde küçücük bir boşluk açılıyor. Birini beklerken. Çayın demlenmesini beklerken. Bir işi bitirip diğerine geçmeden önce. Bir görüşmeden çıktıktan sonra. Eve gelip kapıyı kapattığında.
O boşlukta hiçbir şey yapmadan durmak teoride son derece basit. Pratikteyse insanın eli doğrudan telefona gidiyor. Benimki gidiyor en azından. 🤭
Çünkü boşluk biraz tuhaf. Senden hemen bir şey istemiyor. Nereye bakacağını söylemiyor. Bir sonraki hamleyi vermiyor. Bir anda kendinle aynı odada kalıyorsun.
Ve bazen kendinle aynı odada kalmak, internette hiç tanımadığın birinin kahvaltıda ne yediğini izlemekten daha zor gelebiliyor. O insanın avokadolu ekmeğiyle ciddi bir bağ kuruyorsun.
Çünkü alternatifin kendi hayatına bakmak.
“Almayayım, teşekkürler. Ben biraz daha kaydırayım. Şimdi hiç dönüp kendi hayatıma bakamam bebeeeem.”
😬 Durduğumda içimden bilgelik çıkmıyor
Durmakla ilgili anlatılarda hep çok huzurlu insanlar var. Pencerenin önünde oturuyorlar. Ellerinde bir fincan. Yüzlerinde hayatı çözmüş olmanın belli belirsiz tebessümü.
Ben durduğumda her zaman böyle olmuyor. Bazen canım sıkılıyor. Bazen aklıma yapmam gereken yirmi üç şey geliyor. Bazen beş dakika önce söylediğim bir cümleyi yeniden değerlendiriyorum. Bazen hiçbir şey hissetmiyorum. Bazen kalkıp bir şey yapmak için inanılmaz ikna edici gerekçeler üretiyorum.
Bazen de gerçekten huzurlu oluyorum ama bunu fark ettiğim anda: “Aa, şu anda ne kadar huzurluyum,” diyerek huzurun başında yorumculuk yapmaya başlıyorum.
Zihin bir deneyimi yalnız bırakmak konusunda pek yetenekli değil. Hemen yanına sandalye çekip açıklamaya başlıyor. Bu yüzden durmak benim için çoğu zaman huzur bulmak değil; içeride ne kadar çok hareket olduğunu fark etmek.
Ve açık söyleyeyim: Bazen bunu fark etmek yerine mutfak çekmecelerini düzenlemek daha cazip geliyor. Çekmeceler daha az soru soruyor.
Dinlenmeyi bile işe dönüştürmek nedir yahu?
İnsan zihni gerçekten hayranlık uyandıran bir mekanizma. Tam bir görev bilinciyle çalışıyor.
“Biraz durayım” komutunu aldığı anda…
“Heyyy, yeni bir görev geldi! Haydi bunu geçmişteki durma deneyimleri üzerinden analiz edip kendime bir DURMA RUTİNİ OLUŞTURAYIM,” diyor adeta.
Veeee…
Daha önce nasıl duramadığımı fark ediyorum. Sonra kendime yeni bir proje hazırlıyorum:
✨ “Bundan sonra daha çok duracağım.”
✨ Her sabah on dakika.
✨ Belki bir uygulama indiririm.
✨ Bir takip çizelgesi yaparım.
✨ Günleri işaretlerim.
✨ Yirmi bir gün boyunca düzenli biçimde durursam artık durmayı öğrenmiş olurum.
Haydaaa! Bir anda durmak da yapılacaklar listeme girdi. Onu da doğru yapmam gerekiyor. Mümkünse istikrarlı. Mümkünse ölçülebilir. Mümkünse sonunda daha gelişmiş bir insan olayım.
Meşguliyet giderken arkasından el sallıyor:
“Beni özlersen buradayım.”
Zaten hiç gitmedi. Yalnızca kıyafet değiştirdi. 🙄
Meşguliyet kötü mü?
Bilmiyorum.
Bu yazının sonunda büyük bir hükme varmayacağız. Şahsen ben meşguliyetin kötü olduğunu düşünmüyorum. Üretmeyi seviyorum. Bir şey tasarlamayı, yazmayı, çekmeyi, düzenlemeyi, tamamlamayı seviyorum. Bazen meşguliyet beni hayata bağlıyor, yalan yok.
Bazen içinden geçmekte zorlandığım bir günde bana bir yapı veriyor. Bazen bir işi bitirmek gerçekten iyi hissettiriyor. Ama bazen de meşguliyetle kafa yapıyorum.
Bunda da yalan yok.
Nasıl olduğumu duymamak için hareket ediyorum. Durursam dağılacağımdan değil belki. Durursam kendimi duyacağımdan korkuyorum. Bazen orada yorgunluk var. Bazen üzüntü. Bazen öfke. Bazen de hiçbir şey yok. Yalnızca sessiz bir salı öğleden sonrasındayım aslında.
Belki ben o sessizliği de ne yapacağımı bilmediğim için hemen bir işle kapatıyorum.
Kim bilir.
Bu mektubun bir sonucu yok; öneri bekliyorsan yanlış yerdesin 🙂
Sana meşguliyetten kurtulmanın beş yolunu vermeyeceğim. Çünkü ben de kurtulmuş değilim.
Bu yazıyı yazarken bile; birkaç kez başka sekmelere gittim, bir mesaj cevapladım, aklıma gelen bir işi not ettim, sonra “Hazır ara vermişken şunu da yapayım,” dedim. Kendimi suçüstü yakaladım.
Yine de devam ettim.
Çünkü mesele belki meşguliyeti hayatımızdan çıkarmak değil. Onunla ne zaman çalıştığımızı, ne zaman da kafa yaptığımızı ara sıra fark etmek.
Ben bu hafta buna bakıyorum. Elim yeni bir işe uzandığında kendime şunu soruyorum:
“Bu gerçekten yapılması gereken bir şey mi, yoksa ben şu anda durmamak için kendime iş mi çıkarıyorum? Meşguliyetle kafa mı yapıyorum?”
Her seferinde büyük bir cevap bulmuyorum. Bazen gidip o işi yine de yapıyorum. Bazen telefonu yine de elime alıyorum. Bazen de hiçbir şeyi aradan çıkarmadan birkaç dakika gerçekten duruyorum.
Hepsi bu. 😘
Eğer sen de meşguliyetle kafa yapanlardansan bana bir ses ver. Çünkü bu yolu “Ben çözdüm, şimdi size anlatıyorum,” diye yürümüyorum.
Ben de bakıyorum. Ben de yakalanıyorum.
Ben de bazen durmak yerine şampuan sipariş ediyorum. Belki sen kendi hâlini anlatırsın. Ben de yalnız olmadığımı anlarım. Sen de yalnız olmadığını.
Sonra belki hep birlikte birkaç dakikalığına hiçbir şeyi aradan çıkarmadan dururuz. Huzurlu olmak zorunda kalmadan. Bir sonuca varmadan. Durmayı da doğru yapmaya çalışmadan.
Bu hafta kendimize biraz…
DURMAYA MÜSAADE.

