Dilinin ucuna kadar geldi.
Ama yine de “tamam” dedin. Ve sonra içinde bir şey büzüldü. Kendine ihanetin ilk filizleri.
Bir istek / talep geldi. Zamanın yoktu. Ya da vardı ama istemiyordun.
Ya da basitçe, o şeyi yapmak istemiyordun — ama sebebini açıklamak zorunda gibi hissettin. Ve açıklamanın karmaşıklığından, karşıdakinin hayal kırıklığına uğramasından, “zor insan” damgasından kaçmak için tek bir kelime çıktı ağzından: “Tamam”.
Sonra o “tamam”ı taşıdın. Gün boyunca, belki haftalar boyunca. İçinde bir yerde hafif bir küskünlük.
💭 Tam olarak kime mi? Belli değil.
💭 Belki karşıdakine. Belki kendine.
Selam bunu okuyan ve istemeye istemeye “EVET’ler savuran.
Naber?
😎
Tanıdık geldi mi yukarıda okudukların?
HAYIR DİYEMEMEK NEDEN KORKAKLIK DEĞİLDİR?
Hayır diyememek genellikle karakter zayıflığıyla ilişkilendiriliyor, duymuşsundur. “İşte güçlü insanlar sınır koyar, falan filan. “Evet, olabilir, sınır koymak belli bir güç istiyor, özellikle “kırmaktan” çekindiğimiz insanlara karşı, ama o sınırı koymayı zorlaştıran şeylerin neler olduğuna bakmadan neden kendimizi dövüyoruz?
Neden “ben güçsüzüm, sınır koyamıyorum” diyerek kabuğumuza çekiliyoruz?
💭 Reddedilme korkusu mu?
💭 İlişkiyi bozma endişesi mi?
💭 “Egoist görünmeyeyim” kaygısı mı?
💭 Ya da çok daha derin bir şey: değerinin, “evet” demeyle ölçüldüğü hissi mi?
💭 “Hayır dersem, beni istemezler” mantığı mı?
“Her ‘evet’in arkasında bir bedel var: kendi alanınızdan biraz daha vazgeçmek.”
Bu mantık ve yaklaşım büyük oranda çocukluktan geliyor, onu anladık artık bence hepimiz 🙂
Sevilmek için uyum sağlamayı öğrenmiş, hayır demenin ilişkiyi tehdit ettiğini deneyimlemiş insanlar için “hayır” gerçekten tehlikeliymiş gibi hissettirebiliyor. Zihin bunu tehdit olarak okuyor.
Tamam ama artık yetişkinleriz ve şekillenen değerlerimize sahip çıkmak hakkımızdan ziyade, sorumluluğumuz değil mi?
SINIR KOYMAK, UZAKLAŞMAK DEĞİLDİR
Sınır koymak denince aklımıza koca koca kalın duvarlar geliyor. “Artık seninle konuşmuyorum” tipi keskin kırılmalar. Rest çekmeler ve küslükler. Oysa sınırın büyük çoğunluğu bu kadar dramatik değil. Bilakis baya şefkatli ve yapıcı.
✨ “Bu hafta müsait değilim, haftaya uzun uzun sohbet edelim mi?”
✨ “Şu an konuşacak enerjim yok, seni dinlerken sana odaklanabilmek isterim”
✨ “Bunu yapamam ama şunu yapabilirim.”
Bunlar da sınır. Ve bu sınırlar aslında ilişkiyi koruyor — çünkü sürekli zorlandığımız, içimizin bir parçasının küstüğü ilişkiler zamanla aşınıyor. Ve kaçınılmaz olarak samimiyetini yitiriyor.
Daha temiz bir sınır, daha dürüst bir yakınlık demek.
YARDIM İSTEYEMEMEK DE BİR SINIR SORUNUDUR
Sınırın sadece “hayır demek” olmadığını hatırlamaya ne dersin?
“Yardım isteyebilmek” de sınır meselesiymiş (ben de yeni öğrendim) — ama tersinden.
“Bunu kendim hallederim” demek bazen güç. Ama bazen sınırlarını korumamanın bir biçimi oluyor: kimseye muhtaç olmamak, kimseye zafiyet göstermemek. Ve bu da ayrı bir yorgunluk getiriyor. Her şeyi taşımanın yorgunluğu. Ve beraberinde alınganlığı, kırgınlığı.
Yardım istemek zayıflık değil. Bağlantı kurabilmenin bir yolu aslında.
BUGÜN DENEYEBİLECEĞİN ŞEY
Bugün sana gelen bir talebe, -eğer gerçekten bunu yapabilmek için alanın yoksa- dürüst ol ve bir kez “hayır” de. Küçük bir şeye — kahve içmeye davet, bir görev, bir toplantı.
Sebebini açıklama. Sadece: “Bu sefer olmaz.” ya da “Şu an müsait değilim.” veya “Şuan yapamam ama falanca zamanda benim için uygun” demeyi seç.
Ne hissediyorsun?
💭 Suçluluk mu?
💭 Rahatlama mı?
💭 İkisi birden mi?
💭 Korku mu geldi?
Hissettiğin şeye müsaade edebilir ve sahip çıkabilir misin?
Bunun senin gerçekliğin olduğunu ve sana kendinle ilgili bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark edebilir misin?
Hepsini hissetmek normal. Hayır güçsüz değilsin.
Bugün kendine bir müsaade vermeye ve olanla kalabilmeye, hissetmeye ne dersin?
21 Gün Sınırlara Müsaade oyunu yakında geliyor. Hazırlık için takipte kal.

