Sana birkaç soru soracağım.
Merak etme, kişilik testi değil.
Sonunda, “Sen aslında bir kapibarasın” gibi bir sonuç da çıkmayacak.

○ Gün içinde nasıl olduğunu en çok ne zaman fark ediyorsun: Biri sorunca mı, artık dayanamayınca mı?

○ Yorulduğunu dinlenirken mi anlıyorsun, birine sebepsiz yere sinirlendiğinde mi?

○ “Şu an neye ihtiyacım var?” sorusuna gerçekten cevap verebiliyor musun?

○ Yoksa zihnin daha sen soruyu bitirmeden sana yapılacaklar listesini mi okuyor?

Bu sorulardan birinde bile hafifçe irkildiysen…

Hoş geldin.

Muhtemelen sen de geri kalanımız gibi çağdaş hayatın güzide üyelerinden birisin.

Bir yandan mesajlara cevap veriyor, bir yandan yarını düşünüyor, bir yandan üç gün önce söylediğin bir cümlenin tonlamasını analiz ediyor, bir yandan da “Biraz kendime zaman ayırmam lazım” diyorsun.

Tabii onu da yapılacaklar listesine ekleyerek.

☑️ Kendime zaman ayır.
Akşam yaparım. (yapamadı….)

İNSAN KENDİNDEN NEDEN UZAKLAŞIR?

Kendinden uzaklaşmak her zaman dramatik görünmez.

Bazen hayatında büyük bir sorun yoktur.
İşler yürüyordur. Yapılması gerekenler yapılıyordur.
Sen de gayet “iyisindir.”

Ama uzun zamandır nasıl olduğunu bilmiyorsundur.

Çünkü şehir hayatı senden çoğunlukla nasıl olduğunu değil, sırada ne yapacağını sorar.
💭Kalk.
💭Hazırlan.
💭Yetiş.
💭Cevap ver.
💭Çöz.
💭Hatırla.
💭Planla.
💭Devam et.

Bir süre sonra kendinle ilişkin de görev yönetimine dönüşür.

☑️ Daha iyi beslenmeliyim.
☑️ Daha erken yatmalıyım.
☑️ Daha az düşünmeliyim.
☑️ Meditasyona oturmalıyım.
☑️ Kendime vakit ayırmalıyım.

İnsan bazen kendine dönmeye çalışırken bile kendisine yeni bir yapılacaklar listesi yaratabiliyor.
İnanılmaz bir yetenek değil mi?

PEKİ, ‘KENDİNE TEMAS ETMEK’ NE DEMEK?

Kendinle temas etmek, sürekli kendini düşünmek değildir.
Her duygunun kökenine inmek, bütün ihtiyaçlarını anında karşılamak ya da zihnini sessizliğe ikna etmek de değildir. Zaten zihnimizin ikna olmaya pek niyeti de yok.

Kendinle temas etmek; bazen yalnızca o anda deneyiminde ne varsa, hemen değiştirmeden fark edebilmektir.

✨ “Şu an gerildim.”
✨ “Bunu yapmak istemiyorum.”
✨ “Galiba yoruldum.”
✨ “Şu anda yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
✨ “Buna üzüldüm ama üzülmemiş gibi davranıyorum.”
✨ “Hiçbir fikrim yok.”

Farkındaysan hepsi aslında “kendine dürüst olabilmeye” dokunuyor.

Temas, her zaman kendin hakkında parlak bir keşif yapman anlamına gelmez. Bazen cevap bulamamış olduğunu fark etmektir.

Bazen nefesinin daraldığını…
Bazen çeneni sıktığını…
Bazen de aslında keyfinin gayet yerinde olduğunu fark etmektir.

Çünkü kendimizle temas deyince aklımıza nedense hep çözülmesi gereken karanlık meseleler geliyor.
Belki o anda yalnızca çayın güzeldir. Onu da fark edebilirsin.

BUNUN İÇİN HAYATINDAN ÇIKMAN GEREKMİYOR

Kendinle temas etmek için kırsala yerleşmen gerekmiyor.
Sabah saat beşte uyanman, tütsü yakman, Sanskritçe öğrenmen ya da üzerine keten bir kıyafet geçirip gizemli biçimde uzaklara bakman da gerekmiyor.
İstersen bunların hepsini yapabilirsin elbette. Keten rahat bir kumaş.

Ama mesele bunlar değil.

Kendinle temas; bazen hayatın tam ortasında, birkaç saniyeliğine olur.

✨ Çaydanlığı beklerken…
✨ Bilgisayarın açılırken…
✨ Arabada kırmızı ışıkta dururken…
✨ Bir konuşmanın ardından hemen telefona uzanmadan önce…
✨ Yatağa girdiğinde…
✨ Bir an için hiçbir şeyi düzeltmeden: “Ben şu anda nasılım?” diye fark ettiğinde.

O birkaç saniye hayatından çıkmak değildir. Tam tersine, hayatının içinde yeniden görünür olmaktır.

BİR KERE FARK ETMEK NEDEN YETMİYOR?

Aslında bazen yetiyor. Tek bir an bile değerli. Ama kendinle temasın hayatında tanıdık bir yere dönüşmesi için ara sıra hatırlanması gerekir.
Çünkü unutuyoruz. Hem de çok hızlı unutuyoruz.

Sabah “Bugün kendime nazik davranacağım” deyip öğleden sonra içimizde bir performans değerlendirme toplantısı başlatabiliyoruz.
Bu bir karakter kusuru değil.

Dikkatimiz sürekli dışarı çağrılıyor. İşler, insanlar, ekranlar, sorumluluklar ve zihnin durmadan anlattığı hikâyeler arasında kendimize dönmeyi hatırlamak kolay değil. Bu yüzden mesele büyük bir karar vermekten çok, küçük bir dönüşü tekrarlamak olabilir.

Bir kez durmak. Sonra başka bir gün yeniden durmak.

Bir gün bedenini fark etmek. Bir başka gün zihninden geçen düşünceyi yakalamak.

Bazen yalnızca birkaç dakika oturmak. Bazen oturamamak ve onu da görmek.

Süreklilik dediğim şey, her gün kusursuz bir uygulama yapmak değil. Kendini unuttuğunu fark ettiğinde yeniden dönebileceğin bir alanının olması.

İNSAN NEDEN BİR NESNEYE İHTİYAÇ DUYSUN?

Şart değil. Dürüst olalım.

Kendinle temas etmek için herhangi bir şeye sahip olmak veya satın almak zorunda değilsin.
Bazen bir nefes yeter. Bazen elini kalbinin üzerine koymak. Bazen telefonunu beş dakika ters çevirmek.

Fakat bazı şeyler, hatırlamamıza yardım eder. Bileğimizdeki bir ip… Masamızdaki küçük bir taş… Gözlerimizin üzerine indirdiğimiz bir maske…

Her gördüğümüzde veya dokunduğumuzda bize aynı şeyi söyleyen bir nesne:
“Bir saniye. Sen de buradasın.”

➰ Bİ’müsaade’nin ilk koleksiyonu tam olarak bu düşünceden doğdu.
Seni iyileştirmek, zihnini susturmak ya da bambaşka birine dönüştürmek için değil. Kendine dönme niyetine eşlik etmek için.

Her kesede elde tasarlanmış tek ve biricik bir Müsaade Maskesi, dokunarak şimdiye dönmeni hatırlatan bir Müsaade Taşı ve oturma alışkanlığına eşlik eden 21 Günlük Müsaade Oyunu bulunuyor.

✨ Maske uyaranı azaltıyor.
✨ Taş temasa geri çağırıyor.
✨ Oyun ise “Bir ara başlarım” dediğin şeyi, küçük ve tekrarlanabilir bir karşılaşmaya dönüştürüyor.

Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla bilgi değil. Hatırlamak.
Ve ertesi gün bir daha hatırlamak.

DÖRT KESE, DÖRT AYRI KARAKTER

Kendine Müsaade Koleksiyon NO: 01 ’de birbirinin aynı olmayan dört tekil kese var.

NARUNA — Durmanın Eşiği

Çiçekleri ve yumuşak katmanlarıyla, devam etmeden önce biraz beklemeyi hatırlatıyor.

KORDEL — Katmanların Arası

Mor ve siyah dokularıyla, her şeyi çözmeden de kendine yer açabileceğini hatırlatıyor.

AYRU — Akışın Boşluğu

Mavi kıvrımları ve halkalarıyla, hareket sürerken aradaki boşluğu fark etmeye eşlik ediyor.

VEY — Döngünün Dışı

Kırmızı-siyah karşıtlığı ve dönen çizgileriyle, düşüncenin peşine takılmadan biraz bakmayı hatırlatıyor.

Hiçbiri sana kim olman gerektiğini söylemiyor. Hiçbiri bir şey vaat etmiyor. Belki yalnızca içlerinden biri sana biraz daha tanıdık geliyor.

ŞİMDİ AYNI SORUYA YENİDEN DÖNELİM

“Kendinle temas ediyor musun?”

Hemen güzel bir cevap vermen gerekmiyor. Belki ediyorsun. Belki uzun zamandır etmiyorsun. Belki de bazen, yalnızca birkaç saniyeliğine ediyorsun.
Mesele kendine yeni bir eksiklik bulmak değil.

“Eyvah, kendimle de temas etmiyormuşum” diyerek yapılacaklar listene yeni bir madde eklemeni hiç istemeyiz.

Mesele yalnızca bunu fark edebilmek:
Kendine dönmek için hayatından çıkman gerekmiyor.

Bazen birkaç dakika yeter. Bazen küçük bir taş. Bazen gözlerinin üzerine inen bir maske. Bazen de yirmi bir gün boyunca, kendinle yeniden karşılaşmayı hatırlatan küçük bir oyun.

İstersen bugün yalnızca şu soruyu yanında götürerek başlayabilirsin;
“Şu anda neye ihtiyacım var?”
Cevabını hemen bulmak zorunda değilsin. Soruyu gerçekten duyman şimdilik yeterli.

Kendine dönme yoluna bir nesnenin ve küçük bir oyunun eşlik etmesini istersen;